mutlu olmanın yolu mutsuz olmaktan geçiyor. burada, bu dünyada.

başarılı olmanın yolu başarısız olmaktan geçiyor. burada, bu dünyada.

hastalık ve hasta olmama hali toplam olarak sağlık tabii bir de.

fraktal geometri....

yıllaaar, yıllar öncesi.
geometri ile ilk karşılaştığımda dedim ki.
e bu şekiller doğada yok ki, hiç tam küre bir elma görmedim ben.
güldüler, vallahi ben ciddi idim.
meğer kolektif bilinç devrede imiş de, fraktal geometri hesaplamaları meşhur imiş Dünya'nın bir çok yerinde o günlerde.
bana duymak ancak nasip oldu.

ML'ye ısrar kıyamet N.hocayı attım bayram tebriği için. Ya hu, bu nasıl hafıza, iki yıldır gözükmüyorsunuz dedi, büyük oğlan hafızlığa başladı mı dedi, kuran kursu hocası hanımın ne yapıyor dedi, neden kahvaltıya çağırmıyorsunuz dedi. hocam şehir dışına gelmiyorsunuz zannediyorduk deyince ML, artık 500 kişiye konuşmuyorum, 50-100 kişi ile buluşalım, muhabbet edelim dedi.
çocuklarıma saymayı öğretmedim. okul öncesi eğitim de almadılar.
günü gelince ona kadar saydılar. günü gelince yüze kadar. büyük oğlum günü gelince çarpmayı keşfetti. günü gelince çift rakamlı sayıları çarpmayı.
yaptığım şey, bu zamanın en zor şeyi aslında. günlerinin gelmesini beklemek.

binlerce sayfa kitap okudum onlara. yaptığım tek şey bu. okumayı da bu şekilde öğrenecekler. biliyorum. heyecanla o günü bekliyorum.

derdim okumaya geçmeleri değil, okumayı sevmeleri de değil. okumaya karşı direnç göstermeye sebep olan o abuk hadiseleri yaşamasınlar yeter.

bilim insanları bu tür öğrenmeye duygu componentlerinin de katılımıyla consolide edilmiş öğrenme diyor. bilgiyi içselleştirmek, işine yarayan veya yarayacak olan bilgiyi yutuyor böyle öğrenen çocuklar. bu şekilde öğrenen çocuklar, varlar.

Birkaç yıl önce 5 milyon kitap sayfa sınıf(Google Book veri tabanı) üzerinde bir araştırma yapılıyor. acaba insanlık ol arak en çok hangi kelimeleri kullandık. cevap duyularımız oluyor. en çok duyularımızdan bahsediyoruz.
antroposantrizm.
insan merkezcilik.
İslam'ın taban tabana zıddı.
kurtulmam gereken hastalık.

sene 2017.
insanlık olarak 7 yeni gezegen bulduk.
yenilerini arıyoruz.
Çok daha fazla bulabileceğiz muhtemelen çünkü yıldızların ışığını kapatıp etrafını inceleyebilen bir teknoloji geliştirdik.
karbon bazlı, çözücüsü su olan bir gezegen arıyoruz.
neden birinci çoğul şahıs ile konuşuyorum.
çünkü kuantum.
kolay gelsin hepimize.
modern tıbbın nasıl yığıldığını anlayacağım diye anam ağladı.
şimdilik anladığım şu:
kılavuz denen bir şey var. saygın bilim insanları pek önemsemiyor bunları. lalettayin buluyor.
bilimsel yayınlar var. saygıdeğer bilim insanları bir yayının hangi dergide yayımlandığına ve atıf alıp almadığına bakıyor.

antijen-antikor

dünyada 10üzeri18 antijen var
vücudumuzda 10üzeri23 antikor var

yaşasın, Mars'ta nasıl yaşayacağız derdi de yok artık :)

kollektif bilinçaltı....

görüşmeleri hiçbir şekilde mümkün olmayan insanların aynı çağlarda aynı icatları yapması....
şu an ben bir konudan bahsediyorsam insanlık oraya gelmiş demektir. e söylüyorum o zaman. yaşasın okulsuz öğrenmek!

duyu....

beş duyu organımız mı var hakikaten?

17, 36,33 diyen bilimsel çalışmalar var. bir de sineztezi meselesi var ki evlere şenlik. o bu değil de, her bilimsel çalışma okuduğumda/dinlediğimde geldiğim nokta:
aaa! benim çocuklar normalmiş....
:)

hayatta kalmak....

hayatta kalmak ilkel beynimin baş görevi.
kalabalığın durduğu yerde durmak.
çok öne çıkmamak ama sürüden de ayrılmamak.
herkes yanlış yapıyorsa o yanlışı yapmakta bir sorun görmemek.
gibi gibi....

peki beynim bunu neden yapıyor?
amigdala diye bir kaygı bölgem var. hayatta kalmamı sağlıyor. ama bu bölge fazla kaygı ile yorulursa frontal kortekse yani karar merciine bilgi aktarımı yapamıyor.

hmmm, açlık ve saygınlık kaygısı çeken atalarımı şimdi daha iyi anlıyorum. hepsine tek tek teşekkür ederim. aç değilim, saygınlık eksikliğim yok. bu yüzden karar merciimi daha iyi çalıştırabiliyorum.


desensitized....

yavaş yavaş işlemiş hepsi içime. ben doğmadan çok önceden beri.
bir anda gelseymiş, ani tepki verecekmişim. o yüzden yavaş yavaş yerleşmiş. duyarsızlık geliştirmişim.
şimdi geriye doğru, tek tek ayıklıyorum. e kolay gelsin....
vücudun hep ihtiyacı olan besini mi ister?

canım sürekli ama sürekli ama ama sürekli sürülebilen çikolata istiyor. bunu isteyen benim canım mı?

30 trilyon hücreden oluşuyorum. Bağırsağımdaki bakteri(probiyotik)sayısı ise 40 trilyon. Bir dakika ya hu. Kim kimin içinde yaşıyor :) Bunların hem içimde olması gerek. Hem de doyurulması. Bunlar içime nasıl girecek. Yoğurt, sirke, turşu, bahçeden koparıp yıkamadan yediğim yeşillik, peynir. Tabii fermente olurken kimyasal bulaşmamış olacak hiçbirine. Peki bunlar nasıl doyacak. Prebiyotiklerle. Yani kuruyemişler, bakliyat, soğan ve sarımsak.

Bir de Candida mantarı var ki azı karar çoğu zarar. Ve ben ne kadar şeker yersem bu o kadar coşuyor.

Yani demem o ki.
Canım mı bir şeyi yemek istiyor. Yoksa vücudumda bir şekilde çoğalmış veya benim çoğalttığım mantarlar ve virüsler mi?
Bu soruyu sürekli soruyorum kendime. İyi geliyor.
bazen akşam sekizde, bazen dokuzda, bazen onda.
konuşmak, açıklama yapmak is-te-mi-yo-rum. istemiyorum arkadaş.
kibarca, sakince "çok yorgunum, konuşmak istemiyorum" diyorum.
bu kadar basitmiş aslında.
bazen de ona, on bire kadar delirmecilik. sonra hep birlikte bayılıp uyumacılık.
ilki de güzel, ikincisi de.
anne ve babalar insandır. her insan gibi anne babalar da eksik, kusurlu, zayıf yaratılmışlardır. her zaman, her şeye giçleri yetmeyebilir.
işte çocuğa sınır çizme teranesi tam olarak bu. çocuğun sınırlarını neden ben çiziyorum ya hu! o da mı benim işim. yok ben almayayım. ben kendi sınırlarımı çiziyorum. böylece çocuğum da benden öğreniyor nasıl sınır çizeceğini.
basit ve samimi bir çözüm.
tüm gün oyun oynuyorlar. tüm gün. en iyi arkadaşları birbirleri.

tüm gün bağırışıyorlar. tüm gün. önceleri çok müdahale ettim. hep iyiye yorarak.

- sana bağırıyor çünkü seni çok seviyor ve  düşmeni istemiyor.
- sana vuruyor çünkü seninle oynamak istiyor ama bunu nasıl söyleyeceğini bilmiyor.
- yaptığın oyuncak ile oynamak istiyor çünkü senin yaptıklarını çok beğeniyor ama bunu nasıl söyleyeceğini bilmiyor.

Üç çocuğum da iki-üç yaş aralığına kadar keşif döneminde idiler. Sonra bir oyuna dahil olmak istemeye başladılar. İlk oğlumda bunu modern pedagojik safsatalarla değerlendirdiğim için olayı kaçırdım ve oğlum birlikte oyun kurmaya çok geç intibak etti. Kızımın geçişi daha kolay oldu. Tabii evde oyun arkadaşı ağabeyinin oluşu da bu süreci hızlandırdı.  İkinci oğlum kendini daha bebekken oyunlarımızın içinde buldu. Şimdi üç yaş beş aylık ve hem oyun kurucu hem de direktif alıcı olarak oyunu sürdürebiliyor. Bakalım üçüncü oğlumla neler olacak? Heyecan, heyecan :)
ekmek yemek istiyorum ama parçalanmayan tahıl proteini(örn:gluten) istemiyorum dedim dedim dedim. fermente mutfağım çözüm sundu....

http://www.fermentemutfagim.com/2017/08/neden-48-saat-soguk-fermantasyon.html?m=1
önümde iki seçenek var.

ya yemeği beğenmediler, bebek 15 dk uyumadı deyip somurtacağım.
ya da güzel bir çay demleyip bebek seveceğim.

ikinciyi alayım.